Gün doğumuyla mesaiye başlayan insanların aksine, buradaki
insanlar gece yarısı başlıyorlar işe. Gece saat 12:00’de, hal’in açılmasıyla
birlikte önce hamallar ve Anadolu'dan mal getirmiş kamyoncular giriyor. Daha
sonra saat 01:00 gibi elit semtlerin kaliteli mal arayan esnafları, daha sonra
sergi sahibi kabzımallar gelmeye başlıyor. Ama asıl curcuna saat 05:00 den sonra
kopar hal’de.
Daha önce hale gelmemiş bir insana, 'İstanbul’un gece en kalabalık
yeri neresi?' diye sorsanız hemen Taksim diyecektir size. Ama değil. Eğer gece
gerçek bir yoğunluk ve kalabalık görmek istiyorsanız hal'e gitmeniz gerekir.
Hal'de tansiyon hiçbir zaman düşmez. Her zaman sonsuz bir hareketlilik vardır.
Kamyonlar gelir, mallar iner. Esnaf gelir, mallar yüklenir. Kamyonların
arasından çekçek araçlarıyla mallar çekilir. İnsanlar yolun ortasında mal
yüklemeye, indirmeye çalışır. Arkadan gelen sürücüler yolu tıkadığı için
öndekine bağırır, önde ki gidince de aynısını arkadan gelen yapar. Burada
herkesin acelesi vardır ve her şey koşar adım yapılır. Sükut hiçbir zaman
sağlanamaz.
Ekmek kapısı
Hal’de asıl curcuna 05:00’ten sonra başlar, çünkü kaliteli mallar
saat 05:00’e kadar tükenmiş olur. 05:00’ten sonra, kenar mahalle pazarlarının
esnafları ve küçük bakkallar gelir. Saat 09:00’dan sonra ise en kötü ‘çıkma’
mallar kalır. Ancak hal’de hiçbir şey çöpe gitmez. Çıkma malları da seyyar
satıcılar alır ve mostra yaparak( üzerine iyi malları serpiştirip alttan kötü
malları doldurmak) daha uygun fiyatlara satarlar. Bu yüzden Hal’de ki
fiyatlarda gün içinde sürekli değişim halindedir. Sabah 3 liraya satılan mal
öğlen kalitesi düştükçe 1 liraya kadar alınabilir. Hal büyük Afrika
savanlarının İstanbul şubesi gibidir bir bakıma. Önce aslanlar, sonra çakalar
ve akbabalar, daha sonra küçük kemirgenler ve en sonda kurtçuklar nasiplenir
buradaki nimetten.
Hal girişlerinde gişeler bulunur. Bu gişelerden giriş fişi alınır
ve içeride durulan saat başına ücret ödenir. Girişte hemen sağa dönerseniz boş
kasaların toplandığı yeri göreceksiniz. Eğer düz devam ederseniz Bayrampaşa
haline, sola dönerseniz de Topkapı haline gidersiniz.
Bayrampaşa Meyve Hal’i, İstanbul’un ticari hacmi en yüksek
yerlerinden birisidir. Hal’de toplamda 571 sergi bulunur. İBB’nin internet
sitesinde yazdığına göre günlük 15bin ile 20bin ton arasında mal giriş çıkışı
sağlanır. Hal’e giriş çıkışı sağlayan 3 kapı vardır. Ve bu 3 kapı belki 30
milyon insanın ekmek kapısıdır. Binlerce kamyon, kamyonet giriş çıkış yapar,
yüzlerce hamal, çekçekçi çalışır. Yüzbinlerce kasa satılır. Yemek yiyebilecek
onlarca lokanta ve büfesi vardır.
Bağımsız karmaşa
Her ne kadar İstanbul belediyesine bağlı gibi gözükse de aslında
tamamen bağımsızdır. Ne belediyenin kuralları, ne trafik işaretleri hiçbir şey
umursanmaz burada. Abarttığımı düşünebilirsiniz belki ama burada gerçekten
orman kanunları geçerli.
Hal’in düzeni de biraz ilginç. Belediyenin koyduğu kurallara göre
her serginin kendi önünde yola doğru bir metre çıkma hakkı var. Yani dükkanın
önüne 1 metre kadar daha mal koyabilir. Ancak bu kural da havada kalmış. Herkes
yola doğru 12 metre kadar açılmış ve araç yolunu kapatmış. Konuştuğum bir
kabzımal bu 12 metre için her ay hal yönetimine 2 bin lira verdiklerini
söyledi. Ancak bu parayı kimin, neden aldığı net olarak belli değil.
Temizlikse ayrı bir tartışma konusu. Her bloğun önünde birkaç tane
konteyner vardır. Ve daha büyük çöpler için ayrılmış bir çöp alanı. Yani temiz
bir çevre için gerekli tüm olanaklar sağlanmıştır. Ancak kimse
bunları kullanmaz. Hal’de ki kirliliğin nedeni teknik sıkıntılar değil çevre
duyarlılığından yoksun insanlardır.
Hal’de satılan her ürün için kasa başına 7 ile 10 lira arasında
rehin kesilir. Para, kasa geri getirilince veriliyor. Kasalar ise halin içinde,
sergilerin uzağında toplanır. Her dükkanın boş bir alanı vardır. Oradaki
görevliye kasaları bırakır fişi alırsınız. Daha sonra dükkana gittiğinizde
fişin karşılığı olan ücreti öderler. Ancak eğer fişi kaybederseniz paranızı
almanız güçleşebilir.
Burada kimse kimseye güvenmez
Burada insanlarda biraz gariptir zaten. Günlük hayatta gayet
normal bulacağınız insanlar hal’e gelince farklı bir kişiliğe bürünür. Ahlak
anlayışları, ticari anlayışları farklıdır. Mesela gecenin ilk saatlerinde
kahvaltı masası kurulu olan her sergiye girip karnınızı doyurabilirsiniz.
Herkes daha çok yemeniz için ısrar eder. Ama iş ticarete gelince her şey
değişir. Yalan, riya günlük hayatın olağan kavramlarıdır. Mesela unutamadığım
anlardan birisi şöyledir; Sabah erken saatlerde hale gitmiştim ve sürekli
ticaret yaptığımız bir dükkanda çay içiyorduk. O sırada İstanbul’un büyük
marketlerinden birinin mal alım sorumlusu gelerek önceki gün aldığı şeftalileri
beğenmediğini, kötü mal verdiklerini eğer bir daha böyle bir şey olursa bu
dükkandan mal almayacağını söyledi. Dükkan sahibi olan Mehmet Abi’de o güven
vermeyen ses tonuyla “Abi merak etme senin malları bugün ben hazırladım. Hiçbir
sıkıntı çıkmayacak “ diyerek adamı gönderdi. Alıcı adam daha 10 metre gitmeden
hamala dönen Mehmet abi, köşe de duran 10 kasa çıkma şeftaliyi göstererek “
Arap ikişer ikişer çakın bunları” diye seslendi. Mehmet Abi'nin bu kadar doğal
yalan söylemesi nedense beni hiç şaşırtmamıştı. Aslına bakarsanız siparişi
veren kişide biliyordu Mehmet Abi'nin iyi mal vermeyeceğini, hatta Mehmet Abi
de onun gerçekten ona iyi mal vermeyeceğini bildiğini biliyordu. Dükkana inmiş
olan malları satmak zorundaydı sonuçta. Yani burada kimse kimseye güvenmez.
Halde sermaye sahibi olanlar kabzımallar olsa da en itibarlı grup
hamallardır. Hamalar serginin çalışanlarıdır, ancak ücretlerini müşterilerden
alırlar. Kasa başına 50 kuruştur ücretleri. Malı gelen kamyondan indirir,
dükkanın önüne dizer ve müşterilerin araçlarına yüklerler. Ancak araç birkaç
dükkan uzak mesafedeyse taşımaları için bir sigara ikram etmeniz gerekebilir.
Malı veren kişi hamallar olduğu için müşteriler hamallarla aralarını iyi
tutmaya çalışırlar. Eğer hamalla aranız kötüyse size kötü malları verir ve daha
önce anlaştığı müşteriye iyilerini ayırabilir. Bu yüzden 5- 10 lira gibi ufak
rüşvetler söz konusu olabiliyor.
Satın aldığı çilekleri kamyonuna istifleyen müşterilerden birisine
“Çilek alırken nelere dikkat edersiniz” diye sorduğumda “ Boyuna bakarım,
rengine bakarım, cinsine bakarım” dedikten sonra, malı kamyona getiren hamalı
işaret ederek “aha bir de şunun kasaları nasıl getirdiğine bakarım” dedi ve
konuşmaya devam etti “ Bak bu adam kasaları 4 er 4 er getiriyorsa o mal iyidir.
Ama eğer 15 kasa çileği çekerek getirmeye çalışıyorsa o mal çöptür.
Alttakilerin kötü olduğunu görmeyeyim diye hepsini birlikte getirir.”
Tavırlarından eski arkadaş oldukları anlaşılan hamal, gülümseyerek “ uyanık
olun olum. Hal burası hal” diyerek onu onaylayan bir karşılık verdi.
Yurdun çeşitli yerlerinden toplanan mallar genellikle gecenin ilk
saatlerinde hal’e gelir. Eğer malı getiren kamyon nakliye kamyonuysa yani
kabzımalın kendi aracı değilse, kamyoncu malı indirip hemen hal’den çıkmaya
çalışır. Halci ise onu daha uzun süre tutmak ister. Kamyonu,
dükkanın önünde bekletmek istemesinin nedeni ise malın taze olduğuna, yeni
geldiğine müşteriyi inandırmaktır. Bu yüzden kamyonun beklemesini isteyen
kabzımal kamyonculara ‘ yat parası’ adı altında bir ücret öder.
Hal’de dolaşırken dinlenmek için oturduğumuz büfede yan
masada oturan bir kişi elimizdeki fotoğraf makinasına bakarak “haberci misiniz
?” diye sorunca aramızda kısa süreli bir sohbet başladı; “Hayır öğrenciyiz okul
dergisi için yazı hazırlıyoruz hali anlatıyoruz” dediğim de “hee iyi” diyerek
kısa bir cevap verdi. “Siz ne iş yapıyorsunuz?” diye sorduğumda “kamyoncuyum
ben, malın inmesini bekliyorum” demesiyle bir anda çok sevindim. Çünkü malın
İstanbul’a nasıl geldiğini, sürecin nasıl işlediğini çok merak ediyordum.
– Nereden geliyorsunuz, ne getirdiniz
– Bursa’dan geliyorum çilek getirdim.
– Yolculuk nasıldı bir sıkıntı falan çıkmadı umarım ?
– Yok. Allah’a şükür sağ salim geldik. Ama bu 3. Köprü bizi
mahvetti, her seferinde 1 saat- 1buçuk saat fazladan yol yapıyoruz, hem
yoruluyoruz hem boşuna mazot yakıyoruz.
– Yolculuk uzayınca mallarda zarar görüyordur herhalde?
–Ya ben işin orasıyla pek ilgilenmiyorum. Ben nakliyeciyim,
denilen saatte yola çıkarım artık ne zaman buraya düşeriz orasını Allah bilir.
– Peki yolculuğu biraz anlatabilir misiniz hangi yoldan
geldiniz? Bursa’nın neresinden malı getirdiniz?
- Bursa’dan çıktım Yalova Tavşanlı’ya gittim, oradan feribota
bindim İzmit’te indim, 3. Köprüden buraya kadar geldim.
-Orada ki hazırlıklar nasıl peki? Yani malın toplanma saati,
yüklenme saati, buraya gelişi falan çok kapsamlı bir iş, büyük bir ekip
çalışması gerektiriyor diye biliyorum?
– Vallahi kardeşim ben nakliyeciyim. Ben malı alır getiririm başka
da hiçbir şeyle ilgilenmem.”
Aslında malın toplanması arabaya yüklemesi aracın buraya kaç
saatte geleceği hepsi hesap işidir. Bunun için büyük koordinasyon ağı gerekir.
Sürekli telefonlar açılır, en ufak bir arıza veya kaza gibi durumda malın değer
kaybetmesini veya çürümesini kimse istemez. Bu durum o işten para kazanan
herkesi endişeye gark eder. Ne yaparsınız ki biz kamyoncunun gamsızına denk
geldik. Onun bu süreçle ilgili en ufak bir fikri yoktu. ‘Gözlerimi kaparım
görevimi yaparım’ düsturuyla hareket ediyordu.
Kamyoncudan fazla bir şey öğrenemeyeceğimizi anlayınca bende yan
masada oturan ve sohbete kulak kabartan ve İlerlemiş yaşına, aklaşmış sakalına
rağmen hiçte sevimli görünmeyen takkeli ihtiyara yöneldim. Hal’de boş kasaların
toplandığı yerde çalıştığını ve 35 yıldır hal içinde farklı işler yaptığını
söyleyen ihtiyar eskisi kadar hızlı çalışmadığı için hamallığı bıraktığını ve
hamallığa nazaran daha kolay bir iş olan boş kasacı olduğunu söyledi. Hal’in
nasıl bir yer olduğunu zaman içerisinde nelerin değiştiğini 35 yılını burada
bırakan bu ihtiyardan daha iyi kimse anlatamazdı herhalde. Konuşmaya hevesli
olan antipatik ihtiyar anlatmaya başladı;
“ - Adım Mehmet Soylu 55 yaşındayım Siirtliyim. 35 yıldır
halde çalışıyorum. 1981 yılından Memleketten gelince amca oğlunun aracılığıyla
halde hamallığa başladım, sonra kamyonculuk yaptım, 4-5- sene Bursa’dan
Çanakkale’den Antalya’dan mal taşıdım. Sonra bazı sıkıntılar olunca
kamyonculuğu bıraktım yeniden hamallığa başladım. 8 sene önce fıtık çıkınca
doktor çalışamazsın dedi. Dedi de çalışmadan oluyor mu? 3 gün çalışmasak çoluk
çocuk aç kalırız. Hem daha emeklilik primi de dolmadı. Ben de napayım şimdi boş
kasalara bakıyorum.
- -Boş kasaları yüklemek daha mı kolay oluyor? Benim gördüğüm
kadarıyla onlarda bayağı ağır.
-
-Ağır ama
dükkanda ki gibi hızlı çalışmanı gerektirmiyor. Yavaşa yavaş yapıyorum
-
-Peki siz ilk
geldiğinizde hal nasıldı. Hep bu şekilde değildi herhalde. Neler değişti mesela
-
-Valla benim
geldiğimde bir Eminönü hali vardı birde Topkapı hal’i. İkisi de hem daha
küçüktü hem düzensizdi. Dükkanlar gecekondu gibi biri bir yerde biri bir
yerdeydi. Şimdi tek sıra hepsi maşallah.
-
-Peki temizlik
nasıldı? Şimdi şöyle bir etrafa bakınca her tarafta çöp görüyorum, çürük mallar
hep yerlerde, eskiden de böyle miydi?
- -Bu iyi hali, eskiden çok daha beterdi. Kokudan giremezdin.
Bak şimdi çiçek gibi her yer. Bak mesela eskiden hep kamyoncular gasp edilirdi
burada. Adam geliyordu çitlerin oradan dayıyordu bıçağı gırtlağına alıyordu ne
var ne yok. Şimdi öyle mi? Her yer kamera dolu kimse kafasını kıpırdatamıyor.
Her şey çok güzel maşallah.
Birçok sektör de olduğu gibi halcilikte de hemşericilik olayı
vardır. Nasıl ki inşaat sektöründe Karadenizliler etkinse, veya balık hali
Erzincanlılardaysa Bayrampaşa hal’i de Siirtli ve Niğdelilerin elindedir. Hatta
birçok dükkanın adı bile aynıdır. Sadece başlarına öz, can, 1, gibi sıfatlar
takılır. İşçiler de hep hemşerilerdir.
Karıyla kardeş olmak
Beden gücü gerektiren her sektörde olduğu gibi hal’de de en çok
kullanılan deyimdir ‘karıyla kardeş olmak’. Cümlede ki ‘karı’ sözcüğüne çok
takılmayın. Baskıcı ataerkil toplumun, kadını aşağılayan bir söylemi olarak
falan görmeyin. Onların gözünde karı karıdır. Kimseyi kadın olduğu için
aşağılamak veya yüceltmek gibi bir dertleri yoktur.
Cümlenin anlamına gelecek olursak; gün boyu çalışmaktan bitkin
düşen erkekler birçok eğlenceden ve sosyal aktiviteden mahrum kaldıkları gibi
kadınlarıyla olmaktan da aciz kalırlar. Bu şekilde uzun süre hiçbir cinsel
aktivite de bulunamayan erkeklerde ne kadar çok çalıştıklarını ve
yorulduklarını anlatmak için bu deyimi kullanırlar. “ ulan karıyla kardeş
olduk. 2 aydır tık yok” gibi
İlk duyduğumda bana da çok itici gelmişti bu cümle. Bir insanın
yatak odasından uluorta bahsetmesi iğrenç bir şeydi ama zamanla alışıyorsunuz.
Gün ağarırken
Sabaha karşı halden çıkarken yol boyunca dizilmiş seyyar
poşetçiler ve otçular görürsünüz. Burada ki insanlar da hal’in nimetlerinden
faydalanır. Gecenin bir vakti gelip tezgahlarını açarlar. Kimisi poşet kimisi
ise ormanlardan toplayıp getirdikleri otları satarlar. Bu otlar tezgahların
köşelerine sıkıştırılarak tezgahı daha canlı göstermeye yarar.
Birbirinden farklı işler yapan bu kadar insanın bir ortak özelliği
vardır ki, oda hepsinin ellerinin nasırlı olmasıdır. Öyle ki 7 yaşında ki
çocukların küçücük elleri bile sert ve tırtıklıdır. Burada çocuklar konuştuğu
zaman kuşlar cıvıldamaz. Sokaktaki çocukların sesi gibi sevimli değildir
sesleri. Bağırmaktan dolayı sesleri bile kalınlaş, nasırlaşmış ve
yaşlanmıştır!.
Velhasıl… Hal’de alın teri dökmeyen, elleri parçalanmayan kimseye
ekmek yoktur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder